KÜLTÜREL OZLAŞMA [6 Sayfa]


KÜLTÜREL YOZLAŞMA Kültür, bir toplumu diğerlerinden farklı kılan değerler bütünü ve hayatı algılama biçimidir. Bilim ve teknoloji evrensel ama kültür millidir. Kültürlerin milli olması, içlerine kapanık, diğer kültürlerden kopuk olmaları anlamına gelmez. Yeryüzünde saf, katışıksız kültür unsuru yoktur. Hiçbir dil, mimari, musikî yoktur ki diğerlerinden etkilenmemiş, beslenmemiş olsun. Fransız Filozofu Alain, “Arslanın vücudu yediği diğer hayvanların vücudundan meydana gelir, ama Arslan her zaman kendisidir” der. Arslan sabahleyin bir tavşan yediği zaman kulakları uzamıyor, öğleden sonra bir geyik yediği zaman boynuzları çıkmıyor. Yaratıcı, Arslana hazmettiği herşeyi Arslana dönüştürme özelliği vermiştir. Alain, Kültürlerin de böyle olduğunu söylüyor. Kültürler birbirlerinden beslenir, birbirlerinden etkilenirler. Ancak etkilenme, aynileşme, kopyası haline gelmeye dönüştüğü zaman işte o zaman yozlaşma ve sonuçta yok olma süreci başlar. Bugün dünyanın en yaygın bilim ve iletişim dili olan İngilizce asli karakterini koruyarak dünyanın neredeyse bütün dillerinden kelime alan dev bir dil haline gelmiştir. Kültürün asli karakteri olan çekirdek unsurlar sabit kaldıkça kültürde kolay kolay yozlaşma olmaz. Kültürümüz, İslamiyet öncesi, İslami dönem ve Batılılaşma dönemi olmak üzere üç ayrı dönemin ürünüdür. Kendimize has dilimiz, musikimiz, mimarimiz, resmimiz, plastik sanatlarımız, folklorümüz ve etnografyamız vardır. Bunların hepsine şu veya bu oranda sinmiş, ruh ve mana kazandırmış bir dinimiz vardır. Bilim ve teknoloji maddi hayatımızla ilgili olduğu gibi kültür de manevi hayatımızla ilgilidir. Duygularımızı dille, ruhumuzun derinliklerinden gelen nağmeleri musikiyle, estetik zevklerimizi görsel sanatlarla ifade ederiz. Beşer olarak aczimizi, faniliğimizi hissettiğimiz zaman, yaratıcı kudrete sığınırız. Kültürel yozlaşma sonucu bugün gençlerimiz maalesef büyük çapta renksiz, ruhsuz, şiirsiz bir dünyada yaşamaktadırlar. Gönüller Sultanı Yunus emre 7 asır önce maddenin şekil verdiği, mananın hayata hakim olmadığı bir dünyada yaşayan insanların ızdırabını Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı mısrası ile ifade etmiştir. Gerçekten bütün lükse, konfora, medeniyetin nimetlerine rağmen insanlık gönül darlığı içersindedir. Aristo, asırlarca önce “En betbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlâkı harabe olan millettir” demişti. Kültürel yozlaşma beraberinde tabii olarak kültürün ve ahlâkın harap olmasını getirir. Tek Partili dönemde Batılılaşmak hevesiyle milli kültürümüze büyük darbe vurulmuştur. Atilla İlhan’ın şu sözleri bize ait olanların sözkonusu dönemde nasıl horlandığının, hayatımızdan koparılıp atıldığının bir örneğidir. “Lisede Sophokles okuduk. Klasik Türk Musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık; kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körükörüne hayranlık göstermeği öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo’dan önemsiz, Mevlana, Dante’den küçüktü. Itri ise Bach’ın eline su dökmezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk.” Kültür emperyalizmine malzeme olmamak elbette dünyaya antenlerin kapatılması, değişen zaman ve şartlara göre kültürel olarak değişime direnmek anlamına gelmez ve gelmemeli. Kitle iletişim araçlarının başdöndürücü bir hızla geliştiği dünyamızda, özü korumak şartıyla, değişim, çağdaş dünyayla rekabet etmenin vazgeçilmez şartı olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, “değişerek gelişmek ve gelişerek devam etmek” ten söz eder ki, son derece haklıdır. Artık XX.asrın başında bazı aydınlarımızın söylediği gibi “Batının bilim ve teknolojisini alalım ama kültüründen uzak duralım” mantığı geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü bu mümkün değildir. Japonya eninde sonunda kültürel olarak da Batının tesirine açılmak zorunda kaldı. Burada yapılması gereken şey, çok iyi seçmeci, ayıklamacı olmayı başarabilmektir. Bal arısı, bal gibi bir gıdayı üretmekle beraber, zehiri de vardır. Akıllı insan, arıya yaklaşmasın [Ödev İndir]