HENR KISSINGER [9 Sayfa]


Henry Kissinger GİRİŞ Henry Kissinger, bu tartışmalar yaratan anıtsal kitabında belki de en önemli eserinde diplomasinin ne olduğu konusuna ışık tutuyor.Tarihi kendi açısından yorumlayarak işe koyulan yazar, dünya liderleriyle olan kişisel görüşmelerine de ağırlık vererek, eserinde , diplomasi sanatının inceliklerini ve güç dengesinin, yaşadığımız dünyayı nasıl oluşturduğunu açıklamakta ve kendi idealleri ve eski dünyaya güvensizliklerinin yanısıra ülkelerinin büyüklüğü ve diğer ülkelerden soyutlanmış olmasıyla da korunan Amerikalılara dünyanın uymasını istediği, fakat uymadıkları kendine özgü dış politakalarını göstermeğe çalışmaktadır. Modern devlet sisteminin babası sayılan Kardinal Richelieu’den, içinde yaşadığımız ‘’Yeni Dünya Düzeni’’ ne kadar geçen üç yüz yılı aşan tarih dilimi içinde yazar, modern diplomasinin , nasıl savaş ve barış güçleri arasındaki güç dengesinde yaşanan deneyim ve çabalardan doğduğunu ve Amerika’nın , bazen kendi zararına da olsa bu yapılanmadan ders almayı nasıl reddettiğini ortaya koymaktadır. Yazarın da bu olayların göbeğinde olduğu onlarca yıl içinde , bundan önce ve sonra , bizim yaşamımızı biçimlendiren gizli görüşmeler , büyük olaylar ve devlet adamlığı sanatı üzerine ayrıntılı ve özgün bir gözlem bolluğuyla birlikte De Gaulle , Nixon , Chou En Lai , Mao Tse- Tung , Reagan ve Gorbaçov’u da içine alan ve Kissinger’in kişisel deneyim ve bilgilerine dayanan dünya liderlerinin özel portreleri, bizlere zirvedeki diplomaside neler olup bittiğini gözlemleyebilmek için ender ve nadir bir pencere açmaktadır. Ulusal diplomasi üslupları arasındaki farkları çözümleyen Kissinger, değişik toplumların dış politikalarını yürütmede nasıl özel yollar ürettiklerini ve Amerikalıların , ta başlangıçtan beri nasıl idealizme dayanan farklı bir dış politika peşinde olduğunu göstermektedir.Kissinger, görüşlerini, kanaat ve yaşadığı olayları, Nixon’ın dış politika ortağı yaptığı delici diplomatik girişimlerini, gerçek hikayelerle süsleyerek kitabında anlatmaktadır. Roosevelt’in yalnızlık politikasını benimseyen halkını bir savaşa katılmaya ikna etmekteki rolü, bir demokraside liderliğin etkisi hakkında bir ders vermektedir. Eninde sonunda Avrupa güç dengesine yöneltilen tehdide son vermek ve Almanya’nın dünya hegemonyası amacına engel olmak için Amerika’nın müdahelesi gerekecekti .Amerika’nın büyüyen gücünün, onu bir gün uluslararası arenaya iteceği esasen beklenen bir şeydi. Bu işin bu kadar hızlı ve kesin olmasını sağlamak ise, Franklin Delano Roosevelt’in başarısıdır.Nazi Almanyası ,Sovyetler Birliği’ne saldırdığı zaman, insanlık tarihinin en büyük kara savaşını başlatmış oldu .Bundan önceki Avrupa savaşları ile kıyaslanamayacak barbarlık örnekleri, savaşın dehşetini, benzeri görülmemiş bir şekilde arttırıyordu .Bu savaş, adeta bir soykırım kavgası idi .Alman orduları Rusya’nın içlerine doğru ilerlerken, Hitler, Birleşik Devletler’e de savaş ilan ederek, bir Avrupa savaşını global bir kavgaya , küresel bir çatışmaya dönüştürdü .Alman ordusu,Rusya’yı yerle bir ediyor, fakat öldürücü darbeyi bir türlü vuramıyordu.1941 kışında ,Moskova varoşlarında durduruldular. Politika üretenler kırkbeşlerin sonlarında ne yapacaklarını bilemez bir haldeydi. Potsdam ve birbirini izleyen dışişleri bakanları konferansları bir sonuç vermemişti. Stalin, Amerika’nın demokrasiye bağlılığına hiç aldırış etmeden,Doğu Avrupa üzerindeki hegemonyasını koruyordu. Polonya, Bulgaristan ve Romanya’da ,Amerika diplomatları devamlı olarak Sovyet uyuşmazlıklarıyla karşı karşıya geliyordu. Yenilen Almanya ve İtalya’da , Moskova ‘ortaklık’ kelimesinin anlamını unutmuş görülüyordu. Amerika, Roosevelt’in düşündüğü gibi,Avrupa’dan ‘çocuklarını vatana geri getirmedi’’.Onun yerine, Sovyet saldırılarına karşı durmak için kurumlar ve programlar oluşturarak,Sovyet küresine baskı yapmaya başladı. Üç yıl süresince sınırlandırma politikası istendiği gibi işledi. Marshall Planı Avrupa’yı ekonomik ve sosyal yönden güçlendirirken,Atl [Ödev İndir]