BANKALARDA SERMAE ETERLILIĞI [5 Sayfa]


BANKALARDA SERMAYE YETERLİLİĞİ Bankacılık sektörü içinde bulunduğu dalgalı dönemden geçerken, kısa vadeli düzenleme ve planlarla idare edilemeyecek kadar önemlidir. Bu sektör, ülkemizde olduğu gibi sermaye yoğunlaşmasını tamamlayamamış, diğer bir deyişle, üretim ekonomisine sermaye aktarımında ciddi problemler yaşayan ülkelerde, gelişmiş ekonomilere nazaran daha büyük önem taşır. İşletme ve yatırım sermayesi yeterli olmayan ekonomimizde, üretime aktarılamayan ve zaten yetersiz olduğunu düşündüğümüz sermaye, bankalarımızın risk yönetiminde yetersiz kalması ile daha da azalmıştır. Bankalarımıza yol göstermesi ve gerekli düzenlemeleri getirmesi amacı ile kurulmuş bulunan BDDK, kuruluşundan bu yana çok kısa bir süre geçmesine rağmen, pek çok kararnameye ve tebliğe imza atmış bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin bankacılıkta risk yönetimi ile ilgili olanlarının, uluslar arası bankacılık standartlarını belirleyen bağımsız bir kurum olan Bank for International Settlements’ın çıkarttığı, ilki 1988 tarihli olan ve bankaların bulundurması gereken sermaye miktarının taşıdıkları risklerle daha yakın ilişkilendirilmesini hedefleyen Basel Anlaşması olarak adlandırılan kurallar bütününden esinlendiği açıktır. Yönetmeliğin amacının bankaların mevcut ve potansiyel riskler nedeniyle oluşabilecek zararlara karşı konsolide ve konsolide olmayan bazda yeterli özkaynak bulundurmalarının sağlanması olarak belirtildi. 1988 yılında Bank for International Settlements (BIS) bünyesinde toplanan Basel Committee on Banking Supervision (Komite), Basel Accord adlı tasarı ile sermaye yeterliliğine uluslararası bir standart getirmiştir. 1992de yürürlüğe giren bu tasarı ile birlikte, tanımlanan sermayenin risk ağırlıklı aktiflere oranının minimum %8 olması öngörülmüştür. Zaman içinde uygulamada ortaya çıkan aksaklıklar ve son yıllarda yaşanan global krizlerin uluslararası düzeyde aktif bankaların taşıdığı risklerin boyutunu ortaya çıkarması, düzenlemenin yeterliliği konusunda soru işaretlerinin doğmasına sebep olmuştur. Böylece Komite, 1999da yeni bir sermaye yeterlilik sistemi önermiş ve yoruma açmıştır. Öneri, 1988-Basel Accordun sermaye gereğinin risk temeline dayandırılması yaklaşımını korumakta, ancak bankaların üstlendikleri risklerin daha gerçekçi bir şekilde yansıtılmasını ve bu risklerin gözetim ve denetim otoritelerince daha etkin izlenmesini amaçlamaktadır. Tasarı, uluslararası finans çevrelerinde pek çok tartışmayı da beraberinde getirmiş; gelen yorumların değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan yeni taslak Ocak 2001de tekrar görüşlere açılmış, bu tasarıya da pek çok yorum gelmesi sonucunda yeniden revizyona gidilmiştir. Garanti Dergisi Eylül 2001 sayısında bu taslakları detaylı olarak incelemiştik. Bu yazımızda ise 2001 taslağını kısaca hatırlayıp, bu taslak üzerine yapılan son değişikliklere değinmeye çalışacağız. Mali sistemlerin güvenliğinin ve sağlının artırılması, Bankalar için rekabet eşitliğinin yaratılması, Riskler konusunda öncekine göre daha kapsamlı bir yaklaşım oluşturulması Komitenin Ocak 2001 taslağına getirilen yorumlar sonrası Temmuz 2002de yaptığı değişiklikler: • Kredi kartı gibi bazı süreklilik arzeden bireysel krediler için daha riske duyarlı bir İç Değerlendirmeye Dayalı (İÇD) risk ağırlıklandırma eğrisi oluşturulması karara bağlanmıştır. • İÇD yaklaşımının en gelişmiş metodunu kullanan bankalar sermayeyi hesaplarken kredinin kalan vadesini göz önünde bulundurmak zorundalar, ancak ulusal mercilerin onayı ile küçük yerel borçlular bu kuralın dışında tutulabilecekler. • En çok eleştirilen maddelerden biri olan küçük ve orta ölçekli firmaların kredileri için gereğinden fazla sermaye ayrılması konusu haklı bulunmuş ve gerekli değişikliklerin yapılması onaylanmıştır. • Operasyonel risk minumum sermaye yeterliliğini hesaplamada kullanılacak bir gösterge olmaya devam edecek, ancak bazı esneklikler sağlanacak. • İÇD yaklaşımı içerisinde iki farklı (Temel ve Gelişmiş Yaklaşım) metodu kullanan bankaların ayıracakları sermayeler [Ödev İndir]